2023'te İzlediğim 71 film

13 Lives 2022 Ron Howard

Gerçek bir hikayeye dayanan bu film Tayland’taki bir mağarada mahsur kalan 13 çocuğun hikayesini konu alıyor. Normal başlayan bir günün bir anda kabusa dönüşmesi çok güzel yansıtılmış. Çocukların geçmişi, aileleriyle ilişkileri gibi çok da önemli olmayan ayrıntılara takılmadan direkt kurtarma çalışmalarına odaklanılması hoşuma gitti. Öyle ki 2,5 saatlik filmin 15.dakikasında çocuklar mahsur kalmışlardı bile. Kurtarma operasyonu için yapılan seferberlik çok güzel yansıtılmış. Dünyanın dört bir yanından gelen binlerce gönüllünün tek bir gaye adına ortaklaşa çalışması çok etkileyiciydi. Baş aktörler Viggo Mortensen ve Colin Firth iyi bir uyum yakalamış. Çekim teknikleri, sinematografı ve set tasarımı konusunda da yönetmen Ron Howard’ın iyi bir iş ortaya koyduğunu söyleyebilirim. Casting konusunda da filmin birçok Tay aktör içermesi gerçeği olabildiğince doğru yansıtması adına ayrıca hoşuma gitti. Filme panım: 7.1

Forget Paris 1995 – Billy Crystal

Babasının cenazesi için Paris’e giden bir adamın orada hayatının aşkıyla tanışmasını rol alan bu film hem komedi hem de romantizm ögelerini içinde barındırıyor. Her ne kadar Paris’te aşkı bulma teması biraz klişe gibi gelse de, hikayenin ele alınış biçiminin yaratıcı ve eğlenceli olduğunu söyleyebilirim. Tüm öyküyü çiftin arkadaşlarının ağzından bir lokanta masasının etrafında dinlemek filme enteresan bir hava katmış. Bir ilişkide olması gereken dinamiklerin ne denli zor kurulduğunu, aşk ve iş dengesini oturtmanın ne kadar zaman aldığı çok güzel işlenmiş. Yer yer kahkaha attığım yer yer de banal bulduğum bu komedi eğlencelik bir film arayanlar için bire bir. Puanım: 7.1

Driving Miss Daisy 1989 – Bruce Beresford

İzlerken yer yer gülümseten yer yer duygulandıran hoş bir film. Aksi ve zeki bir yaşlı kadın ile onun canayakın şoförünün ilişkisini anlatıyor. Biz ön planda bu arkadaşlığın gelişimini izlerken, arka planda da sınıf farklılıklarından ırkçılığına 1900’ler ortası Atlanta’nın çok güzel bir özeti çıkarılmış. Özellikle son sahnesinde ana karakterler arasındaki dialog çok hoşuma gitti. Giriş, gelişme, sonuç olarak kolayca 3 bölüme ayırabileceğimiz bu yapım her yaşa hitap etmesi ve kolayca anlaşılabilir olması yönünden Akademi jürisini de cezbetmiş olucak ki 1989 yılında en iyi Oskar ödülüne layık görülmüş. Puanım: 6.8

Jack Reacher 2012 – Christopher McQuarrie

1959 yılında İngiliz yazar Burgess’e tedavi edilemez bir beyin tümörü teşhisi kondu ve bir yıldan az ömrü kaldığı söylendi. O da öldükten sonraki masrafları karşılayıp eşine yardımcı olması için oturdu ve kısa zamanda 5 roman kaleme aldı. Dehasından dökülen bazı satırlar da günümüz yozlaşmışlık ve aşırılığını hicveden ölümsüz bir esere dönüştü. 

Jack Reacher: Never Go Back 2016 – Edward Zwick

Serinin ilk filmini çok beğenmiş olmama karşın, ikinci film ne yazıkki bildiğin damdan düşer gibi olmuş. Ne bir olay bütünlüğü, ne bir arka plan, ne de dialoglar. Nerden tutarsan elinde kalıyor. Karakter gelişimi desen hak getire. Senaryo konusunda benim saydığım en az 8 tane ciddi saçmalık vardı. Baya vasat bir film olmuş. Puanım: 5.9

Yesterday 2019 – Danny Boyle

Her şey olağan akışı içinde durağan bir monotonlukla ilerlerken birden bire kısa süreli bir elektrik kesintisi ve ardından gelen bazı anomaliler. Beatles, Kola, Harry Potter gibi konseptlerin hiç olmadığı bir dünya nasıl bir yer olurdu? Görece enteresan bir konuyu oldukça sıradan bir şekilde ele alan bu film işte tam da bu sorunun yanıtını veriyor. Vasat bir kariyeri olan İngiliz bir müzisyen Beatles şarkılarının var olduğunu hatırlayabilen tek insandır ve bu durumu lehine çevirmeye karar verir ve dünyaca ünlü bir stara dönüşür. Karakterlerin çok yüzeysel kaldığı bu senaryoda bir sürpriz olarak Ed Sheeran karşımıza çıkıyor. Oyunculuğu her ne kadar söz yazarlığının hala çok gerisinde olsa da, kendisinin filme hoş bir hava kattığı söylenebilir. En azından bu filmde oynaması mantıklı bir durumdu, rol aldığı bazı başka yapımlara kıyasla. Kısacası müzikli, eğlenceli, anlaşılabilir, içinde ünlüler olan, hoş ama boş bir film arıyorsanız bu tam size göre. Puanım: 6.3

Hustle 2022 – Jeremiah Zagar

Bir NBA takımı için dünyayı dolaşıp yetenek avcılığı yapan bir adamın yolu İspanya’da yaşayan bir gençle, 22 yaşında gerçi 8 senedir de profesyonel basketbol oynamamış ama yine de biyolojik ölçekte genç sayılır, kesişir. Tüm enerjisi ve zamanını, bulduğu genci NBA’e sokmaya harcayan bu karakteri Adam Sandler canlandırırken ona gerçekte NBA ve İspanya Milli takım oyuncusu olan bir basketbolcu eşlik ediyor. Geçmişten ve günümüzden önemli basketbol simalarına da selam çakan bu film özellikle basketbolseverlerin ilgisini çekebilir. Her ne kadar işlenilen senaryo gerçeklik bakımından oldukça uzak olsa da görece kaliteli bir yapım olduğunu söyleyebilirim. Puanım 6.6

Nope 2022 – Jordan Peele

Barış Özcan’ın harika, müthiş, olağanüstü diyip ballandıra ballandıra anlatmasıyla izleyip çok da bir numarası olmadığını farkettiğim ortalama bir korku filmi. Amerika’da at çiftliği işletirken gökyüzünde bulutların arasında saklanan ara sıra da alçalıp insanlara saldıran yabancı bir cisimle karşılaşan bir abi kardeşin öyküsünü konu alıyor. Bir de maymun filan var. Yani bir Lost kadar olmasa da cevapsız bırakılan sorular ve senaryoyla alakalı önemli ayrıntılar bakımından gayet üst düzey bir yapım. Kimi sahnelerinin gerçektende ürkütücü olduğu gerçeğini es geçmemekle birlike, çok da iyi bir film olmadığı kanaatindeyim. Puanım: 6.4

Capote 2005 – Bennett Miller

Amerikalı yazar ve yönetmen Truman Capote’nin hayatını konu alan, çok iyi bir oyunculuğun sergilendiği ortalama bir film. Kendisinin renkli ve dönemini göz önüne alırsak, bir o kadar da cüretkar kişiliği beyaz perdeye çok iyi taşınmış. Arka planda 1900’lerin Amerika’sına dair birçok göndermeye de rastlamak mümkün. Puanım 6.5

Speed 1994 – Jan de Bont

İyi oyuncular var, keyifli bir aksiyon filmidir diye izledim, trajikomedi çıktı. Hayatımda izlediğim en boş en yüzeysel yapımlardan biriydi. Kimi sahneleri izleyenle dalga geçercesine saçmaydı. Bir de bunun ikincisini çekmişler. Tek kelimeyle cringe. Puanım 4.1

Unbreakable 2000 – M. Night Shyamalan

Yönetmeninin M. Night Shyamalan olmasından dolayı izlemeden önce iki kez düşündüğüm, beklediğim kadar kötü olmayan film. Olay akışını, verilen kararları ve tepkileri yer yer anlamsız ve tuhaf buluyordum daha sonra filmin bir süper kahraman filmi olduğunu anladım ve ona göre izledim. Böyle yapımların Marvel ve DC tekelinde olmadığını görmek de güzel oldu. Devam tilmleri de varmış. Puanım 6.7

Paganini: The Devil’s Violinist 2013 – Bernard Rose

Başrol için usta violinist David Garett’i seçip casting olarak geçer not alan film. Böylece görmüş olduk ki bir müzisyene rol yapmayı öğretmek, bir aktöre keman çalmasını öğretmekten daha kolay. Filmi ister istemez bir başyapıt benim de favorilerimden olan Amadeus’la karşılaştırdım ama sonra bunun adil bir eşleşme olmadığı sonucuna vardım. Yine de müziğe ve tarihe ilgiliyseniz sizi hayal kırıklığına uğratmayacak bir film. Puanım: 6.9

Rocketman 2019 – Dexter Fletcher

Başrol oyuncusunun harika bir iş çıkardığı bu Elton John biyografisi müzikseverler için birebir. Set tasarımı, kostümler, oyunculuk ve senaryo açısından başarılı bir film kanımca. Öyle ki başarısını $200M’lık hasılatıyla tescillemiş. Puanım: 7.2

Natural Born Killers 1994 – Oliver Stone

Gerek sinematografi gerekse senaryo açısından son derece farklı bir film. Oliver Stone, Quentin Tarantino işbirliğinden de böyle bir sonuç beklenirdi zaten. Psikopat katil bir çiftin yolculuğunu anlatan bu yapım, toplumla suçluların çarpık ilişkisine de ışık tutuyor. Tutarsız hikayesi ve enteresan tarzıyla bu film herkese göre değil. Puanım 7.0

Four Rooms 1995 – Quentin Tarantino, Allison Anders, Alexandre Rockwell, Robert Rodriguez

Aynı hotelin 4 farklı odasında birbirinden ilginç ve fantastik 4 hikaye otel görevlisinin gözünden aktarılır. Yer yer tuhaf bulduğum yer yer de kahkaha attığım bu yapım kadrosu ve oyunculuklarıyla da göz dolduruyor. Sonrasında insanın ağzında hoş bir tat bırakan bu filme puanım 6.9

The Little Things 2021 – John Lee Hancock

Yine sırf oyuncular hatrına izlediğim bir film, yine hayal kırıklığı. Klasik bir katil-dedektif hikayesi. Potansiyel vadeden bir başlangıç, tek düze bir gelişme ve hiç bir yere bağlanmayan bir son. Karakterlerin verdikleri kararların tutarsızlıklarından finalin yavanlığına, son derece vasat bir film. Puanım 5.8

Everything Everywhere All at Once 2022 – Daniel Kwan, Daniel Scheinert

Paralel evrenler arası yolculuk yapabilen bir grup insanın hikayesi. Konuya karşı son derece ilgili olduğumdan merakla beklediğim bir filmdi. Genel olarak iyi kotarılmış olduğunu düşünsem de kimi sahnelerini aşırı absürt bulmaktan kendimi alamadım. Daha ciddi ve iyi düşünülmüş bir senaryo bu filmi sinema tarihinde çok daha farklı bir yere koyabilirdi fikrimce. Puanım 7.4

Victory 1981 – John Huston

Gerçek bir hikayeden ilham alınarak çekilen bu film, 2.Dünya Savaşı sırasında Nazi Almanyasıyla bir gösteri maçı yapan Müttefik askerlerinin hikayesini anlatıyor. Filmin savaş arka planında geçen realistlik bir yapım olma amacı taşıdığını göz önüne alırsak, bazı sahnelere durduk yere komedik bir hava katma çabası son derece yersiz olmuş. Finaldeki, kaçmak yerine maçın 2.yarısına çıkma kararı ve herkes dışarı hücum ederken stad kapılarının açık olması, yani dalga geçmek istesen ancak bu kadar yaparsın. Puanım 5.8

The Founder 2016 – John Lee Hancock

“Kapitalist düzende yapan değil pazarlayan olacaksın” öğretisini yüzümüze tokat gibi vuran bir film. Bir yanda markaya ismini veren, ürünü yaratıp geleneksel bir tarzı benimseyen iki kardeş, diğer yanda çalışkan, ileri görüşlü ve bir o kadar da hırslı bir iş adamı. McDonald’s markasının kuruluş ve zincirleşme sürecinin gayet akıcı bir şekilde anlatıldığı bu yapım son zamanlarda seyrettiğim en iyi biyografilerden biriydi. Puanım 7.6

Office Space 1999 – Mike Judge

Ofis hayatının tekdüzeliğinden kurtulmak isteyen bir adamın hikayesi. Komik bir film arayanlara önerebilirim. Puanım 6.9

Selma 2014 – Ava DuVernay

Amerikalı doktor ve insan hakları aktivisti Martin Luther King’in 1965 yılında afro-amerikanlara adil bir şekilde oy kullanma hakkınını kazandırmak için çoğunluğu siyahilerden oluşan Alabama’nın Selma kentinde başlattığı protestoları konu alır. Oyunculuklardan senaryoya, kostümlerden mekanlara gerçekten de etkileyici bir eser. En ince ayrıntısına kadar gerçek olaylara sadık kalınarak çekilen bu film yılın en çok ses getiren yapımlarından biriydi. Puanım 7.8

Ed Wood 1994 – Tim Burton

Bu sene izlediğim en iyi filmlerden biriydi. 1950’lerde yazıp yönettiği, ve kimi zamanda oynadığı, bilim kurgu filmlerle isim yapmış Ed Wood’un hikayesi. Kendisine hep “Citizen Kane”in efsanevi yönetmeni Orson Wells’i örnek alan karakterimiz yaşadığı dönemde hiç bir zaman şöhrete ulaşamamış olsa da sonraki yıllarda filmlerindeki absürtlükler, çekim hataları ve istemsiz saçmalıklarla çok geniş bir hayran kitlesine ulaşır. Kendisi tarihin en kötü yönetmenleri listesine, “Bride of the Monster”, “Plan 9 of the Outer Space” gibi yapımları da kült filmler kategorisine girer. Ölümünden 16 yıl sonra çekilen bu film de Ed Wood’un bu serüvenini çok güzel yansıtmış. Yönetmen koltuğunda Tim Burton’ın oturduğu bu filmin başrolünde de Johnny Depp var. Puanım 8.1

My Cousin Vinny 1992 – Jonathan Lynn

İsminin Seinfeld’in bir bölümünde defalarca anılmasından sonra merak edip izlediğim bir film. Amerikanın küçük bir kasabasında başları derde giren iki arkadaşın yardımına kendine has tarzıyla kuzen Vinny yetişir ve olaylar başlar. Marissa Tomei’in oyunculuğuyla birçok sahnede ön plana çıktığı bu yapım eğlencelik bir şeyler arayanlar için bire bir. Puanım 7.2

Senna 2010 – Asif Kapadia

Film sanıp da açtığım, sonrasında belgesel olduğunu farkettiğim yapım. Çok fazla bir bilgimin olmamasından dolayı yer yer pişmanlık duyduğum Formula1’in unutulmaz pilotlarından Ayrton Senna’nın Brezilya’dan Avrupa’ya oradan da tüm dünyaya yayılan başarı dolu hikayesi seyirciye çok iyi aktarılmış. Hayat hakkında da birçok şey öğrenebileceğimiz bir belgesel. Puanım 7.4

Charitos of Fire 1984 – Hugh Hudson

Eğer Britanya bir film olsaydı muhtemelen böyle bir şey olurdu. Baştan sona milliyetçilik kokan bu yapım iki dünya savaşı arasındaki yıllarda bir grup öğrenci atletin başından geçenleri anlatıyor. Puanım 7.0

Pinocchio 2022 – Guillermo del Toro

Bildiğiniz tüm Pinokyoları unutun, bambaşka bir deneyim sizi bekliyor. Guillerme Del Toro’dan stop motion seviyesini Everest’e çıkaran bir film. Konusu açısından son derece sürükleyici. İkinci dünya savaşı öncesi İtalya’sına konuk olurken aynı zamanda bir baba-oğulun duygusal ilişkisine de tanıklık ediyoruz. Birbirinden renkli ve bir o kadar da etkileyici yardımcı karakterler de cabası. Filmi izledikten sonra yapımına ve çekim aşamasında kullanılan tekniklere daha yakından bakan 30 dakikalık kısa belgesele de bir göz atmanızı şiddetle tavsiye ederim. Puanım 8.2

The English Patient 1997 – Anthony Minghella

İnsanda kuzey afrikaya gidip aşık olma isteği uyandıran bir film. Çölleri, savaşı, aşkı, kısacası insana ve doğaya dair daha birçok olguyu son derece karmaşık ve bir o kadar da ilginç bir adamın bakış açısıyla izlemek fazlasıyla tatmin edici bir deneyimdi. İnternette bu filme dair karşıt görüşler okudum, ama şahsen gayet beğendiğimi söyleyebilirim. Puanım 8.4

The Meyerowitz Stories 2017 – Noah Baumbach

Sanata ailesine olduğundan daha düşkün bir baba, ve farklı eşlerinden olan 3 çocuğuyla olan karmaşık ilişkisi. Erken yaşta düzenli bir şekilde süregelen yanlış davranış biçimlerinin insan hayatı üzerinde nasıl da kalıcı bir etki bıraktığını ve bu çarpık psikolojiyi değiştirmenin ne denli zor olduğunu çok iyi gösteren bir film olmuş. Komedik ögeler yönünden de gayet başarılı bulduğum bir yapım, oyuncu kadrosu açısından da epey zengin. Puanım 7.5

Fracture 2007 – Gregory Hoblit

Yine oyuncu kadrosu hatırına izlenmiş bir film ve yine pişmanlık. Anthony Hopkins’i bir kez daha Hannibal Lecter türevi bir karakteri canlandırken görüyoruz. Karşısında ise en basit detayları bile çözmekte aciz olduğu halde bir şekilde işinde son derece başarılı bir avukat. Onların yanında yalnızca durumu özetlemesi ve olaya feminen bir hava katması için orada olan güzel bir kadın. Kısacası klişelerden klişe beğen. Puanım 6.2

Big Fish 2003 – Tim Burton

Gerçekle masalın iç içe geçtiği çok tatlı bir film. Hikaye anlatmaya bayılan bir baba ve onun hikayeleriyle büyüyen oğlu. İkisi arasındaki çok katmanlı komplike ilişki. İzlerken kendinizi hiç beklemediğiniz anlarda beklenmedik yerlerde bulabileceğiniz özgün bir yapım. Puanım 8.0

Chunking Express 1994 – Wong Kar-wai

Hakkında değerlendirme yapmak için film genel kültürümün eksik kaldığını hissettirdi. İlk yarısı ve ikinci yarısı birbirinden ayrı 2 hikayeden oluşuyor. 90’lar Hong-Kong’undaki değişim havası ve son sürat akıp giden hayat yenilikçi çekim teknikleriyle seyirciye çok güzel aktarılmış. Tekrar izlemek isterim. Puanım 7.5

Nebraska 2013 – Alexander Payne

Hayatımda izlediğim en yavaş filmlerden biriydi. 2021 yapımı Nomadland’i de izlerken böyle hissetmiştim sonra gitti Oskar aldı. Galiba ben filmlerden anlamıyorum. Bunamak üzere olan bir amcamız gazetede gördüğü bir ilan sayesinde milyoner olduğunu sanar paramı verin diye tutturur. Oğluyla memlekete giderler, eski simalar filan. İçten içe hayatın anlamı küçük şeylerde gizli mesajı vermeye çalışan son derece yavan ve yüzeysel bir film. Puanım 5.4

My Left Foot 1989 – Jim Sheridan

Rahatsızlığı sebebiyle vücudunun sol ayağı dışında hareket yetisi son derece sınırlı olan Christy Brown’ın hayatın zorlukları karşısında yılmayıp dünyaca tanınan bir sanatçı olmasını konu alıyor. Kendisi ayağıyla yaptığı resimlerle ve yazdığı kitaplarla, ki bu film de otobiyografisinden uyarlanmış, gerçek bir rol model. Gayet akıcı bir film. Daniel Day-Lewis’in performansı da gerçekten ayakta alkışlanıcak cinsten. Puanım 7.4

The Menu 2022 – Mark Mylod

Sağlam bir gerilim komedi filmi. Lüks bir restoran tarafından bir adaya davet edilen bir grup enteresan karakter. Bana biraz Agatha Christie’nin “10 kişiydiler” romanını anımsattı. Modern dünyanın ne oldum delisi mahluklarıyla iyi dalga geçilmiş. Bir adamın yaptığı işe olan tutkusu ve iyi hitabet gücü ile zaman içinde kitleleri nasıl da kontrol altına alıp kukla gibi oynatabileceğini görüyoruz. Her ne kadar bazı konular havada kalsa da güzel bir film olduğunu düşünüyorum. Puanım 7.6

Avatar: The Way of Water 2022 – James Cameron

Sinemada izlemenin farz olduğu bir film. Gerçi olmasa da izlerdim. Sinema tekniklerinin ulaştığı son noktayı deneyimlemek çok sık gelen bir fırsat değil. James Cameron yine okyanusa olan aşkını epik bir görsel şölen eşliğinde sunmuş. Zevkle izledim. Fakat iş konusuna geldiğinde ne yazık ki birinci filmde olan akıcılık ve enteresanlığı bulamadım. Son derece tahmin edilebilir olmakla birlikte yeni katılan karakterler de biraz yavandı. İlk filmle ters düşen bir çok tarafı da vardı. Yine de bana vadettiğinin çoğunu karşıladığı, sinemadan tatmin olmuş bir şekilde ayrıldım. Puanım 7.7

İllegal Hayatlar 2023 – Cenk Çelik

Yalnız Röportaj Adam hatırına, bir beklentim olmadan gittiğim bir filmdi. Kötü bir filmdi hayal kırıklığına uğramadım. Senaryo açısından kendi içinde çok tekrara giriyor. Bazı sahneler hiç açıklanmadan gerçekleşirken kimisi de sakız gibi uzamış. Youtube videolarının yanına bile yaklaşamadı beni güldürme açısından. Puanım 5.2

The Abyss 1989 – James Cameron 

Su ile ilişkisi bakımından izlediğim en olağanüstü filmdi. James Cameron dışında çok az yönetmenin altından kalkabileceği inanılmaz zorlukta onlarca sahne mükemmel bir şekilde bir araya getirilmiş. Kendisinin en çok ses getiren filmlerinden olmasa da benim çok hoşuma gitti. Tekrar tekrar izleyebileceğim bir başyapıt. Puanım 8.4

The Boy Who Harnessed the Wind 2019 – Chiwetel Ejiofor

Afrikanın ücra bir köşesinde açlıkla savaşan bir gurup insanın hikayesi. Zorluklar içinde hiç bir şekilde yılmadan okuyup, öğrendikleriyle ailesi ve köyüne yardımcı olmaya çalışan çocuk son derece de ilham verici. Gerçek olaylardan uyarlanan bu film sizi aynı dünyada fakat çok farklı zamanlarda yaşayan yerlere götürecek. Puanım 7.2

Race 2016 – Stephen Hopkins 

Nazi Almanyası ev sahipliğinde düzenlenen 1940 Berlin olimpiyatlarına katılan Afro-Amerikan atlet Jesse Owens’ın hikayesi. Yahudi ve siyahilerin köpek muamelesi gördüğü, insan haklarının hiçe sayıldığı bir ortamda son derece etkileyici bir performansa imza atan siyahi atlet ilham verici bir hayata sahip. Puanım 6.8

Banshees of Inisherin 2022 – Martin McDonagh

Özgün senaryosu ve pastoral manzarasıyla öne çıkan bir yapım. Dış dünyadan kopuk bir grup ada insanının dünyevi problemleri ancak bu kadar ilgi çekici gösterilebilirdi. Ana karadan gelen seslerin ve haberlerin ada halkı tarafından anlamlandırılma çabası, Platon’nun hayali mağarasında kapalı esirlerin duvara yansıyan gölgeleri yorumlamasıyla paralellikler taşıyor. Okyanusla harmanlanmış tuzlu bir İrlanda havası almak isteyenlere önerilir. Puanım 7.7

Tár 2022 – Todd Field

Dünyaca ünlü bir bestecinin kariyeri, özel hayatı ve şöhreti gölgesinde içsel karmaşası konu alınmış. Kendisine dev aynasında bakmaya alışmış bir müzik dahisinin iniş çıkışları, Cate Blanchett’in mükemmel oyunculuğuyla buluşunca ortaya çıkan ürün gerçekten de üst kalite. Kimi sahneleri kesintisiz olması açısından da ayrı tat katmış. Puanım 7.6

Women Talking 2022 – Sarah Polley

Tarikat üyesi bir grup kadının travmatik bir olay sonrasında kendileri için çizecekleri yola karar verme süreci çok keskin ve çarpıcı bir dille seyirciye aktarılmış. Gerçek bir olaydan uyarlanan bu film, bağnazlığın karanlık çukurunu, eğitimin olmazsa olmazlığını tüm çıplaklığıyla göz önüne seriyor. Çok iyi dialoglar, puanım 7.5

All Quiet on the Western Front 2022 – Edward Berger 

İzlediğim en iyi savaş filmlerinden biri olan bu film bence senenin en iyi yapımıydı. Savaşın çekiciliğine kapılıp cepheye gönüllü olan bir grup Alman öğrencinin hikayesi anlatılıyor. Hikayesi, oyunculuğu, çekim teknikleri ve sinematografi bakımından tam bir başyapıt. Puanım 8.6

Elvis 2022 – Baz Luhrmann 

Her ne kadar inanılmaz bir hayat hikayesi olsa da Elvis kanımca bu senenin zayıf filmlerinden biriydi. Yer yer sıkıldığım bu filmi başrol oyuncusunun müthiş performansı ile Tom Hanks kombinasyonu bile kurtaramamış. Puanım 6.5

Triangle of Sadness 2022 –Ruben Östlund 

3 perdelik bir tiyatro izlenimi geren bu film modern düzen içinde gündelik hayatımızda yapmak zorunda hissettiklerimizin absürtlüğünü hayli eğlenceli bir şekilde göz önüne sermiş. Gemi sahnesindeki mide bulandırıcı sahneleri saymazsak gayet keyif aldığım bir yapım oldu. Puanım 7.6

The Fabelmans 2022 – Steven Spielberg

Steven Spielberg’ün gençliğinden kesitler sunan bu film başarılı yönetmenin kariyeri ve hayat görüşüne de ışık tutuyor. Umarım ilerleyen senelerde efsanevi kariyerini içeren bir yapım da görürüz. Bu güne kadar keyifle izlediğimiz onca filmin perde arkadında yaşananları ve yapım sürecini görmek de bir o kadar harika olur. Puanım 7.7

Bullet Train 2022 – David Leitch

Çok bir bekleniye girmeden, eğlenmek için izlenebilecek ideal bir film. Hızlı, anlaşılır ve eğlenceli. Deadpool filmiyle çok benzerlikleri var sinematografi ve hikaye anlatıcılığı bakımından, yönetmenlerinin aynı olmasına şaşırmadım. Puanım 7.3

İyi Adamın 10 Günü 2022 – Uluç Bayraktar 

Her ne kadar bir potansiyeli olsa da vasatı aşamamış bir film. Hiçbir karakterin hikayesi doğru düzgün bir şekilde anlatılmadığından isimler bir noktadan sonra birbirine giriyor. Başrolün olmadığı tek bir sahne yok. Bu da hikaye anlatımı ve karakter gelişimini fevkalade bir şekilde kısıtlamış. Onun dışında birçok klişe ve basmakalıp olayı görmek mümkün. Kitabı iyi olabilir ama ben filmini pek beğenmedim. Puanım 5.4

A Man Called Otto 2022 – Marc Forster

Güzel zaman geçirmelik ama bir o kadar da ucuz bir film. Eşini yakın zamanda kaybetmiş aksi bir ihtiyarın hikayesini konu alıyor. İyilik yap, komşularına nazik davran, farklılıklara saygı göster gibi bin senedir işlenen aşırı sığ me banal mesajlar içeriyor. Beğenmesine beğendim ama bana bir filmden çok kamu spotu gibi geldi. Puanım 6.7

Operation Finale 2018 – Chris Weitz

2.dünya savaşında sayısız savaş suçu işlemiş bir nazi generalinin savaş sonrası Arjantin’de yakalanmasını konu alıyor. On numara bir hikaye tatmin edici bir şekilde beyaz perdeye yansıtılmış. Yalnız, izleyicinin ilgisini canlı tutmak adına konulan bu son dakika kaçışları, gereksiz romantizm, ve bireylerin kahramanlaştırılması gibi ögeler hayli abes durmuş kanımca. Çok daha yalın ve gerçekçi bir anlatımı olabilirdi. Ayrıca mahkumun yargılanma süreci ve bunun dünya çapında nasıl bir yankı uyandırdığının hiç üzerinde durulmamış. Puanım 6.8