Sabah kahvaltısının ardından dünyanın en genç devletlerinden Karadağ’a doğru yolculuğumuz başlıyor. Karadağ 2006 yılında yaptıkları referandum sonucu Sırbistan’dan ayrıldı ve şimdi de Avrupa Birliği’ne girişte ilk sıradaki ülke konumunda. Para birimleri Euro ve gezdiğimiz diğer Balkan ülkelerine kıyasla burada fiyatlar biraz daha pahallı.
Tarihle bezenmiş Şehir Kotor
İlk durağımız tarihi şehri ve doğal güzellikleriyle bir cazibe merkezi olan Kotor. Aşırı sıcaktan mütevellit burasını da her çeşmede bir mola vererek geziyoruz. Neyse ki eski şehir yapısı gereği yürüyüşümüz için gerekli gölgelik alanları sağlıyor. Burası da Adriyatikteki bir çok yerleşim yerleri ile (Venedik, Dubrovnik ve Malta olağan şüpheliler) benzer karakteristiklere sahip. Tarihi şehrin girişinde Yugoslavya’nın kurucusu Josip Tito’nun “Senin olandan vazgeçme, senin olmayana göz dikme” sözü karşılıyor. Ana meydanda da saat kulesi ve utanç sütununu bulabilirsiniz. Kotor’da pek suç işlenmediğinden hapishane bulunmaz, biri bir suça teşebbüs ettiğinde bu utanç sütununun önünde bekletilip cümle aleme rezil edilirmiş.
Büyüleyici Sveti Stefan
Kotor’un güneyinde yer alan Budva şehrini özel kılan taraf ise kilometrelerce uzanan sahili. Biz de bu durumu fırsat bilip, grubumuzdaki birçokları gibi soluğu denizde aldık. Karadağ turizminin merkezi olan kentin 20 bin nüfusu yaz aylarında 500 bine kadar ulaşıyor. Özellikle Rusların (hele de Ukrayna savaşından sonra) uğrak noktası. Tarihi şehri ise Kotor’dakinin küçük bir replikası gibi.
Arnavut sınırına ilerlerken de yine Budva şehrinin parçası Sveti Stefan adasını görme şansımız oldu. Karadağ’ın en göz alıcı noktalarından biri olan bu ada, 2009 yılında merkezi İsviçre’de bulunan çok uluslu bir otel zinciri tarafından 30 yıllığına kiralanmış ve şimdi de yalnızca ayrıcalıklı konuklara hizmet veriyor. Yurdun insanı girmeye kalkarsa kapı duvar yani. Burjuvazi burada da çirkin yüzünü göstermiş! 😀

