Malta’dan sonra ikinci yurtdışı seferim olan Ukrayna’ya 20 yaşımda 2016’nın Temmuz ayında gittim. Kaldığım süre boyunca öylesine güzel anılarım oldu ki sonraki her yaz tekrar gitme planları yaptım fakat bir türlü fırsat bulamadım. Ta ki 2021’e kadar.
İlkinde AIESEC değişim programı ile 1,5 ay, ikincisinde de tek başıma 1 ayımı bu renkli topraklarda geçirdim. İlk seferimde 1 Türk Lirası 9 Ukrayna Grivnasına denkti ve cebimdeki parayı son kuruşuna kadar harcamıştım. Hayatında taksiye binmemiş ben her yere taksiyle gitmiş, ortamlarda hesapları ödemiş, dilediğim gibi yiyip içmiştim. İkinci seferimde ise 1tl 4 Grivna oldu ve ben de günlerimi dondurulmuş pizzalarla geçiririp 2016’yı mumla aradım.
Bu yazıyı yazdığım 2023 senesinde 1 tl 1,30 Grivnaya eşit (ve an itibariyle Ukrayna toprakların işgal altında olduğunu belirtmem gerek). Mevcut eğilim göz önüne alındığında siz bu satırları okurken muhtemelen Türk parasının Ukrayna parasından daha değersiz olduğu bir dünyada yaşıyor olacağız. Artık ver elini Hindistan!
AIESEC Değişim Programı
Diyelim ki iyi kötü İngilizce konuşabiliyorsunuz, cebinizde var 200-300 dolarınız, 30 yaşın altındasınız ve yeni yerler görmek istiyorsunuz. Öyleyse hemen kendinize uygun bir program bakmaya başlayın çünkü AIESEC tam da size uygun bir platform! Kendilerini “Üniversite öğrencileri ve mezunlar için sosyal sorumluluk ve profesyonel staj imkanları sunan, şirketler ve sivil toplum kuruluşlarını farklı ülkelerdeki genç yetenekler ile buluşturan dünyanın en büyük gençlik organizasyonu” olarak tanımlıyorlar.
Gideceğiniz ülkede karar kıldıktan sonra, çeşitli alanlardaki projelerinden birine kaydolabilirsiniz. Geriye kalıyor yatırılması gereken yaklaşık $180’lık bir ücret (tl cinsinden alındığı için değişiklik gösterebilir) ve gideceğiniz ülkedeki temsilciyle İngilizcenizi görmek amacıyla yapılacak bir mülakat. Benim ayrıntılı bir şekilde anlatacağım 6-8 haftalık (kısa süreli yani) bir gönüllülük programı. AIESEC’in staj ve çalışma olanakları sağladığı (6 ay-2 sene) daha profesyonel projeleri de var ki benim onlar hakkında pek bilgim yok.
Benim katıldığım program 4 şehri içeriyordu (Kiev, Kharkiv, Dnipro, Odessa). Projenin amacı; dünyanın dört bir yanından insanları Ukrayna’da toplayıp, çekilen fotoğraflar ve videoların internette paylaşılmasıyla ülke turizmine katkıda bulunmak. Bundan iyisi Şam’da kayısı yani! 1,5 ay boyunca kalacağımız yer, ulaşım ve rehberlik içinde olduğumuz AIESEC ofisinde çalışan gönüllüler tarafından ayarlanmış, ücretlerin hepsi en başta programa kayıt olurken verdiğimiz $180’a dahil. Grubumuz yaklaşık 30 kişi. Benim dışımda 2 Türk daha var, 5 farklı kıta ve 15’in üzerinde ülkeden insanla hep beraber birleşmiş milletleri oluşturduk yani!
Nereye Baksam Yemyeşil
Havaalanından beni karşılamaya AIESEC Kiev ofisinden Nikola geldi. Hem kendisi hem de nişanlısı Tanya sonraki günlerde benim iyi arkadaşlarımdan olacaklardı. Borispil’den şehir merkezine yolculuğumuz otobüsle yaklaşık 1 saat sürdü. Yurtdışına giden birçok vatandaşımız gibi benim de dikkatimi çeken ilk detaylardan biri her tarafın ne denli yeşil olduğuydu. Yol boyunca ağaçlarla süslenmiş tatlı bir manzara hiç eksik kalmadı otobüs camımızda.
Konaklamadan Yana Çok Bir Beklentiniz Olmasın 🙂
Hostelimiz hem şehrin dışında hem de biraz eski püskü bir yerdi. Kaba bir Sovyet mimarisiyle inşa edilmiş 6 katlı bir binanın grubumuzun dışında da birçok sakini vardı. Mutfak kısmında devamlı yemek pişiren yaşlı kadınlar, televizyona kilitlenmiş amcalar ve yüksek sesle konuşan asker pantolonlu adamlar. Kaldığımız yerin tam olarak nasıl bir amaca hizmet ettiğinine dair birçok fikir yürütmüştük. Mutfaktan taşıp koridorları dolduran ekşi maya kokusu hala burnumda.
Odamıza gelince, KYK yurdundan hallice 3 ranzalı bir mekandı. Bir nevi askerlik gibi ama tek eksik disiplin. Avrupa, Afrika ve Amerika’dan 6 erkek o hafta köklerimize mi döndük bilmiyorum artık ama 3 günün sonunda odamızın geldiği hali yukarıda görebilirsiniz. Şartlar pek güzel değildi fakat orada yok pahasına kaldığımızdan (tekrar belirteyim, 5 hafta konaklama, ulaşım, rehberlik $180) kimsenin bir şikayeti yoktu ve burada yalnızca 2 hafta kalacaktık, sonrasında rota ülkenin güneydoğusu.
Üstelik günlerimiz de son derece keyifli geçiyordu. Sabah 9 gibi 30 kişilik grup halinde otobüse (temmuz sıcağında klimasız bayağı sıkıntılı oluyordu ama olsun:) doluşup şehir merkezine gidiyor, sonrasında da rehberimizle (her gün AIESEC ofisinde çalışan farklı insanlar geliyordu) şehrin turistik noktalarını gezip yemek yiyorduk.
İlk Durak Başkent Kiev
Bu şehri ilk gördüğüm andan itibaren mimarisine, insanına ve doğasına aşık oldum diyebilirim. Kiev’in en merkezi noktası “Bağımsızlık Meydanı” (Maidan Nezalezhnosti, Ukraynalı birine tarif ederken “maydan” demeniz yeterli olacaktır, hiç İngilizce çevirisiyle uğraşmayın). Onun dışında Dünya Mirası ve Ukrayna’nın 7 harikasından biri kabul edilen Aziz Sofya Katedrali, şehrin baştacı “Aziz Andreas Kilisesi”, Ukrayna ve Rusya halklarının dostluğunu simgaleyen “Dostluk Kemeri” (yakın zamanda isim değiştirmesi ya da komple yıkılması muhtemel) ve kişisel favorilerim Shevchenko Parkı ile hemen önündeki, kan kırmızı rengiyle Taras Shevchenko Üniversitesi de Kiev’de görülmesi gereken başlıca mekanlar.
Göz Alıcı Şaheserler 🤩
Kiev gezimiz süresince şehir merkezi dışında 3 farklı noktada bulunduk. İlki şimdilerde ulusal açık hava müzesi olarak işlevini sürdüren Pyrohiv köyü. Merkezden 25 km uzaklıkta bulunan 140 hektarlık bu alan Ukrayna folklorunden birçok ögeyi bünyesinde barındırıyor. Ahşap kiliseleri, yerel mimariyle yapılmış evleri, yürüyüş yolları ve yeldeğirmenleriyle nadide bir yer.
Görmenizi tavsiye ettiğim bir diğer nokta da Ukrayna Fuar Merkezi, bilinen adıyla VDNKh (vıdımha diye okunuyor) ya da Expocenter of Ukraine. Sovyet döneminde yapılmış bu kompleks çok amaçlı bir sergi alanı olarak tasarlanmış. Moskova’daki Fuar Merkezinin bir benzeri olarak inşa edilmiş olup yıl boyu birçok festival ve etkinliğe ev sahipliği yapmakta.
Şehrin Arsenalna bölgesinde bulunan Anavatan Anıtı (Motherland Statue) da Kiev’de bulunduğunuz sürece kaçırmamanız gereken turistik destinasyonlar arasında. Bir elinde kılıç diğerinde kalkan bulunan 102 yüksekliğindeki heykel 1981 yılında Sovyet-Nazi savaşı anısına inşa edilmiş. Kalkanın üzerindeki orak ve çekiç 2023 yılındaki işgal sonrası Ukrayna arması ile değiştirildi. Aynı alandaki 2.Dünya Savaşı Ukrayna Tarihi Müzesini de ziyaret etmenizi tavsiye ederim.
Dünyanın En Derin Metrosu
Hazır Arsenalna bölgesindeyken başkentte dikkatimi çeken hoş detaylardan metro ve tünelleri de anlatmam lazım. Kiev’de toplu taşıma çok yaygın olup şehrin neredeyse her noktasına metroyla ulaşabilirsiniz. Metro istasyonlarının birçoğu da mimari açısından gayet dikkat çekici, ferah bir hacme sahip, eşsiz mozaiklerle süslü mekanlar. Hele biri var ki dünyaca ünlü. 1960 yılında inşa edilen 105 metre derinliğindeki Arsenalna metrosu. Süre tuttum, 2 tane devasa yürüyen merdivenden iniş süresi 5 dakikanın üzerinde! Benim burada bulunduğum vakitler dünyanın en derin metrosuydu. Fakat bu satırları yazarken öğrendim ki ünvanını 2022 yılında Çin’deki Hongyancun istasyonuna kaptırmış. 😔
Alt geçitlerle birbirine bağlı Kiev sokaklarında şehir merkezinin aşağısında alışveriş merkezleri, sokak satıcıları ve müzisyenleri ile ayrı bir dünya dönüyor. Defalarca bu yeraltı labirentinde kaybolup kendimi şehrin bambaşka bir noktasında bulduğum oldu. Size tavsiyem biriyle buluşmanız gerektiğinde de Globus’un (Bağımsızlık Meydanının karşı tarafında bulunan bir yeraltı alışveriş merkezi) oradaki McDonald’sın önünde deyin, asla bir karışıklık çıkmaz.
Öğrenci Şehri Kharkiv
Başkentte geçirdiğimiz iki muhteşem hafta sonrasında sıra geldi ülkenin ikinci büyük şehri Kharkiv’e. Burası sahip olduğu üniversiteleri ile bizdeki Eskişehir gibi tam bir öğrenci kenti. Önemli turistik noktaları arasında; Noel şekerini andıran cephesiyle “Müjde Katedrali”, Avrupa’nın en büyük meydanlarından “Özgürlük Meydanı”, “Kharkiv Hayvanat Bahçesi” ve benim favorim muhteşem “Maxim Gorki Parkı” var.
İlerleyen günler Gorki Parkında AIESEC Kharkiv ofisinin organize ettiği “Kendi ülkeni yabancılara tanıt” tarzı çok hoş bir etkinliğe sahne oldu. Ben de yanımda getirdiğim kahve, lokum, fındık, fıstık gibi yiyecekleri Türk standına koyup, yabancılara kültürümüz ve geleneklerimiz hakkında bilgiler verdim. “Türkiye’de erkekler kaç eş alıyor?”, “Deveye biniyor musunuz?, “Alaaddin Türk mü?” gibi salak sorular karşısında sabrımı test ettim. Yani yıl olmuş 2016, hala bu tip… off sinirlenmeyeceğim. Her neyse, sonrasında da diğer standlara gidip oradaki grup arkadaşlarımın ülkelerinden gelen yemekleri tattım. Kısacası çok tatlı ve eğlenceli bir gün oldu diyebilirim.
İç güveysinden hallice
Kharkiv’de geçirdiğimiz 1 hafta boyunca rehberliğimizi AIESEC Kharkiv direktörü Jenia yaptı. Kiev’de 5 kişinin üstlendiği görevi 19 yaşında kendisi tek başına daha başarılı bir şekilde kotardı. Rehberlik yaptığı 30 kişilik grubumuzdaki herkes 20’li yaşlarında, yani ondan büyük. Buna rağmen harika bir liderlik gösterip bizi adeta bir koyun sürüsü gibi peşinden götürdü ve kısa sürede herkesin saygısını kazandı. Çok enteresan bir kızdı Jenia. Tanıştığımız gün sorduğum “How are you?” sorusuna Türkçe “İç güveysinden hallice” cevabını vermesiyle beni bayağı şaşkınlığa uğratmıştı. Sonrasında öğrendim ki daha önce birkaç kez Türkiye’ye gelmiş, bir arkadaşından “Nasılsın?” sorusuna verilebilecek enteresan bir cevap istemiş, aldığı bu absürt karşılığı da aklında tutmuş. Vallahi bravo! Ayrıca favori tatlısı da baklava. Çoğu zaman tanıştığınız insanlar gittiğiniz yerlerden daha etkili ve akılda kalıcı oluyor, bir kez daha farkına varmış oldum.
Dnipro’da Tekne Turu
Ukrayna’daki üçüncü durağımız Dinyeper nehri üzerine kurulu Dnipro oldu. Yaklaşık 1 milyon nüfusa sahip kent sanayisiyle ön plana çıkıyor. Yani turizmi ile ünlü değil. Öyle ki kaldığımız bir hafta boyunca özellikle gidip görülmeye değecek pek bir yere denk gelmedik. Yalnız, nehir boyunca yaptığımız tekne turu gayet güzeldi. Eğer yolunuzun üstündeyse Dnipro’da biraz vakit geçirmek ideal olabilir yoksa rotanızı direkt Kharkiv, Odessa ya da Lviv’e çevirin derim.
AIESEC değişim programlarında kalınacak yerler turdan tura, şehirden şehire değişiyor. Kharkiv’de de grubumuzun bazı üyeleri hostel yerine şehrin farklı yerlerindeki apartmanlarda gönüllü ev sahipleri yanında kalma şansı oldu. Ben de Faslı arkadaşım Badr ile, ev sahibemiz Maria ve kocasının yanında geçirdim haftamı. Maria da eski bir AIESEC üyesiymiş ve şimdi de Dnipro ofisine farklı şekillerde yardımcı oluyor. Hem kendisi hem de eşi çok iyi ve yardımsever insanlar. Bize şehrin birçok yerel noktasını gösterecek kadar da inceydiler.
Ukrayna’nın Antalya’sı, Odessa
2016’da AIESEC grubumla gittiğim dördüncü ve son şehir Karadeniz’in incisi Odessa oldu. Kharkiv’i Eskişehir’e benzetmiştim, Odessa için de Ukrayna’nın Antalya’sı diyebilirim. Deniz kıyısında yer alan şehir iklimi ve plajları dolayısıyla özellikle yaz aylarında ülkenin en turistik yeri. Sanat ve tarihle iç içe geçmiş bu liman kentinin simgesi ise “Odessa Opera ve Bale Binası”. Onun yanında diğer turistik yerleri; Potempkin Zırhlısı filmine sahne olan “Potemkin Merdivenleri”, gece hayatının kalbinin attığı “Arcadia”, “Taras Shevchenko Parkı” ve “Zafer Parkı”.
Her gün McDonalds 🍔
Odessa’da kaldığım süre boyunca kaldığımız hostelden dışarı pek çıkamadım. Bunun sebebi her gün en az bir öğünü McDonald’s’da yememden mütevellit motoru bozmuş olmamdı. Benim pek kötü alışkanlığım yoktur. Hayatım boyunca sigara kullanmadım, içkiyle de pek aram yok ama konu fast-food olunca mutlak bir bağımlıyım diyebilirim. Bu durum üniversite yıllarımda yükselişe geçip Ukrayna gezisinde de zirve yaptı. İlk günlerde tattığım lokal yemekleri rafine damak tadıma (!) uygun bulmayıp soluğu McDonald’s’ta almış sonrasında da her gün (bazen günde birkaç sefer) bu çöp restorana gitmeye devam etmiştim. E durum böyle olunca sindirim de iflas ediyor bir noktada. Aynı Malta’da Türklerle takılmam gibi, burada da fast-food zincirlerindeki tanıdık tatlardan şaşmamış, yine klasik bir amatör gezgin hatasına imza atmıştım. Ukrayna’ya 2021’de yaptığım ikinci seferde asla bu hataya düşmedim ve kaldığım süre boyunca “Puzata Hata” başta olmak üzere geleneksel Ukrayna yemekleri satan birçok restorana gidip birçok lezzet keşfettim. Favorim syrniki 😋
Kültür Başkenti Lviv
Ukrayna’nın kültür başkenti ve en Avrupai şehri kabul edilen Lviv’e 2021 yılında gitme şansım oldu. Tek başıma yaptığım bu bir aylık gezinin tamamını Kiev’de geçirmiş, gitmeden birkaç günlüğüne Lviv’i de görmek istemiştim. Çünkü Ukrayna’da kiminle karşılaşsam aynı şeyleri söylüyordu; Lviv’e gitmelisin, çok Avrupai, mimarisi harika, yemekler efsane, insanlar fevkaladenin fevkinde! Gel gör ki benim benim deneyimim bundan biraz farklı oldu.
Öncelikle sokakları çok dar ve trafik yoğun. Özellikle Kiev’in ferah bulvarlarından sonra bana son derece klostrofobik geldiler. Kaldığım 3 gün boyunca yağmur dinmek bilmedi. Söylenene göre yükseltisinden dolayı bu normal bir durummuş. Turistik mekan açısından da Kiev ya da Kharkiv kadar zengin değildi. Opera binası kesinlikle görülmeli. Onun dışında “Stryiskyi Parkı”, “Silahhane (Arsenal) Müzesi”, “Ivan Franko Parkı” ve “Bilim İnsanları Evi (Scientists House)” var. Tarihi şehir merkezi 1998 yılında UNESCO Kültür Mirası Listesine alınmış. Lviv gezimdeki en güzel detay ise tarihi çikolata fabrikasında geçirdiğim vakit oldu.
Kiev’in Üstüne Tanımam
Ukrayna’ya 2026’da yapacağım 3. seferimde (çünkü bu 5 senede bir yaptığım bir şey halini almaya başladı) Kiev’den şaşmam. Belki bir de şehir dışında kalan mekanları görmek isteyebilirim. Çünkü Ukrayna şehirleri ile olduğu kadar doğal güzellikleri açısından da olağanüstü bir ülke!
